Menü

Gazimağusa



Gazimağusa

Gazimağusa

Salamis Harabeleri

 
Salamis veya Salamis harabeleri (YunancaΣαλαμίς veya Σαλαμίνα της Κύπρου), Kıbrıs adasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Gazimağusa şehrinin 6 km kadar kuzeyinde yer alan bir antik kenttir. Kent Trodos dağından doğan Pedios (Kanlıdere) nehrinin denize döküldüğü havzaya yakın bir yerde kurulmuştur.
19. yüzyılın sonlarında, ağaçlarla ve toprak tabakasıyla örtülmüş bir halde keşfedilmiş ve 1952-1974 yılları arasında yapılan kazılarla kentin büyük bölümü ortaya çıkarılmıştır. 1974 yılında kesilen kazı çalışmalarına 1998 yılında Ankara üniversitesi tarafından tekrar başlanmıştır.
İncil'de de adı geçen kent, havari Barnabas ve havari Paul (Pavlus)'un vaazlerine tanık olmuştur.

                             
Kuruluş ve İlk Dönem

Araştırmalar Salamis geçmişinin M.Ö. 11. yüzyıla kadar uzandığını göstermektedir.[2] İlk kuruluşu ile ilgili bilgiler ışığında Salamisin bir Koloni kenti olup olmadığı hakkındaki açıklayıcı bilgiler netlik kazanmazken Bronz Devrinin sonlarındaki göçlerle Anadolu’dan gelen kavimler ve Yunanistan’dan gelen Akalar tarafından kurulmuştur denilsede kimi arkeologlara göre ''Enkomi'' M.Ö. 1075 yılında büyük bir depremle yerle bir olduktan sonra halkı yavaş yavaş buraya göçmüş ve Salamis Kenti'ni kurmuş olabileceği sanılmakta.[3]
Bir başka rivayete göre de Truva savaşı’na katılan ve Salamis adası kralı Telamon'un oğlu Tefkros kentin kurucusu olarak bilinmektedir. Antik kentteki en eski buluntular, kentin Nekropolis’inden elde edilen kaynaklara göre M.Ö. 11. yüzyıla aittir.
 
Asur, Mısır ve Pers Egemenliği;
Kentte bulunan sikkelere göre M.Ö. 708 yılından itibaren adanın Asur hakimiyetine geçmesiyle birlikte kentte Asur hakimiyetine geçmiştir. M.Ö. 699 yılında Asur egemenliğini sona ermesiyle birlikte, kent bir süre bağımsız bir krallık olarak yaşamıştır. Daha sonra, Antik Mısır egemenliğine geçse de Mısır’ın M.Ö. 525 yılında Antik Pers İmparatorluğu'nun eline geçmesiyle birlikte Salamis kenti de dolaylı olarak Pers egemenliğine geçmiştir. Fakat Pers egemenliğinde de fazla kalmamış, Büyük İskender’in büyük doğu seferi sırasından Pers idaresinden de çıkmıştır.
 
İskender ve Roma Dönemi;
Büyük İskender’in Pers seferinden sonra İskender’in idaresine giren kent, İskender'in ölümünden sonra çok çalkantılı bir dönem geçirir ve sürekli el değiştirir. M.Ö. 294 yılında Ptoleme Krallığının Kıbrıs’ı almasıyla birlikte kent bu krallığın idaresine girer ve başkent olma özelliği kazanır. Kentin bu parlak dönemi Roma eğemenliği döneminde de devam etmiştir. Bu dönemde, Salamis kenti Roma İmparatorluğunun doğudaki en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir. Kentteki kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir. Roma egemenliğinde şehir halk meclisi ve senato tarafından idare edilmiştir. M.S. 76-77 yıllarındaki depremlerle ve M.S. 116 yılındaki Yahudi isyanlarıyla tahrip olan kent, daha sonra Roma imparatorluğunun Antiocheia (Antakya) vilayetine bağlanır. Bu dönemde Salamis limanının önemi artmış, Suriyeli tüccarların önemli bir uğrak yeri olan kent tekrar refaha kavuşmuştur.
 
Büyük Depremler ve Son;
Salamis kenti, M.S. 332 ve 342 yıları arasında Akdeniz havzasında meydana gelen ve bu havzadaki birçok antik Roma kentini yıkan depremlerle büyük tahribata uğramıştır. Daha sonra Bizans imparatoru II. Konstantin şehri daha küçük bir planda yeniden inşa ettirmiş ve bu şehre Konstantia adını vermiştir. Bu şehir gelişerek Kıbrıs'ın o dönemki başkenti unvanını Baf şehrinin elinden almıştır.
M.S. 647 yılında başlayan Arap(İslâm) akınları ve devam eden depremler sebebiyle Salamis halkı kenti terk etmiştir. Halkın, yakınlardaki Mağusa şehrine göç ettiği düşünülmektedir.
 
Kentteki yapılar
Sur ve liman
Kenti kuzey, güney ve batı yönlerinde çevreleyen surlar bulunmaktadır. Bir de, kentin merkezini çevreleyen ikinci bir surun varlığı da tespit edilmiştir. Kentin surlarının, M.S. 7. yüzyıldaki Arap (İslam) akınlarına karşı inşa edilmiş olduğu düşünülmektedir.
Kentin iki ayrı limanı bulunmuştur. Bunlardan biri kentin güneydoğusunda, Salamis'in en eski limanıdır. Liman kuzey ve güney yönünden suni dalgakıranlarla korunmuştur. İkinci bir liman ise kentin kuzeyinde, Geç Roma devrinde kullanılan limandır.

Salamis Gymnasium’u
 
Salamis Gymnassium'u
 
Kentin Gymnasiumu, şehrin kuzey ucunda yer almaktadır. Gymnasiumun güney girişindeki zemin döşemesindeki yazıttan burada en eski gymnasiumun M.Ö. 2. yüzyıla ait Helenistik bir gymnasiumun olduğu tespit edilmiştir.
Helenistik gymnasiumun M.S. 79 yılındaki depremlele zarar gördüğü ve imparator Traianus ve Hadrianus dönemlerinde yeniden inşa edildiği bilinmektedir. Dört tarafı sütunlu revaklarla çevrili alanın kuzey ve güney ucunda yer alan, etraflarında heykeller bulunan havuzlar bu dönemdeki eklemelerdendir. Üç tarafı revaklarla çevrili olan yapının yine depremler sonucunda yıkılması üzerine bu defa İmparator Augustus devrinde yeniden tamir edilmiş ve bir de doğu revakı eklenmiştir.
Son olarak, M.S. 332-342 yılları arasındaki depremlerle yeniden hasar gören gymnasium Erken Bizans döneminde II. Konstantin devrinde sadece hamamdan ibaret olarak yeniden inşa edilmiştir.

Tiyatro
Salamis Tiyatrosu
 
Gymnasiumun güneyinde yer alan tiyatro ilk kez Augustus döneminde inşa edilmiş, 1. ve 2. yüzyıllarda yapılan plan değişiklikleri ile son şeklini almıştır. Fakat 322-332 yılları arasındaki depremlerle yıkılmış olan yapının taşları kentin tekrar imarı sırasında hamamların yapımında kullanılmıştır.
Tiyatro üç ana bölümden oluşur. Bunlar sahne binası, orkestra ve oturma yerleridir. Gösterilerin yapıldığı, kulis ve giyinme-soyunma odlarının bulunduğu, freskler, sürunlar ve heykeller ile süslenmiş sahne bölümünden günümüze sadece temelleri kalmışmıştır.
Tiyaronun 15.000 kişilik olduğu tahmin edilen oturma bölümleri 50'den fazla basamak içermekte iken bunların çok azı günümüze ulaşmıştır. Oturma alanının orta kısmı şeref locası olarak kullanılmıştır.
Yakın zamanlarda yapılan çalışmalarla sağlamlaştırılan bu bölüm, günümüzde kültür-sanat etkinliklerinin yapıldığı bir mekân olarak kullanılmaktadır.

Roma Villası
Roma döneminde yapılan iki katlı bu yapı tiyatronun güney kısmında bulunmaktadır. Sütunlu bir girişten sonra bir iç avlu ve büyük bir oturma odasının mevcut olduğu tespit edilmiştir. Villanın zeminindeki mozaik döşemede merkezi bir figürün etrafında hayvan tasvirleri bulunmaktadır.

Bizans Sarnıcı
Roma villasının güneydoğusunda bulunan huni biçimli bu sarnıç, üç bölmeden oluşur. Bir bölmede M.S. 6. yüzyıla ait duvar resimleri ve yazılar tespit edilmiştir. Şu anda harap durumdaki ana tablo, balık, kuş ve bitkilerden oluşan su sahnesi ve İsa başı bulunan bir madalyon ile süslüdür.

Aziz Epiphanios Bazilikası;
Devrinde Kıbrıs'ın bilinen en büyük bazilikası olan bu yapı bir zamanlar Salamis Metropolit kilisesi olarak kullanılmıştır. Kıbrıs Piskopos'u Epiphanios'un devrinde yapıldığı (368-403) bilinmektedir. Ayrıca Piskopos Epiphanios'un mermerden yapılmış mezarı da burada bulunmaktadır.
Bazilika, çift sıralı ondört sütun dizisi ile 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. Apsiste piskopos ve rahiplerin oturduğu sıralar bulunmaktadır. Bu bölümün iki yanındaki odalar rahiplerin cübbelerini giymeleri ve ayin sırasında kullanılan eşyaların saklanması için kullanılmaktadır. Vaftiz odasının döşeme seviyesinin altındaki ısıtma sisteminden anlaşıldığı üzere kış aylarında vaftiz için sıcak su kullanıldığı düşünülmektedir. Kalıntılar, 7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonra da mevcut bazilikanın güney tarafında ikinci bir küçük kilisenin inşa edildiğini göstermektedir.

Agora (Taş Forum / Pazar Yeri);
Şehrin ortasındaki boş alan ve bunun çevresindeki dükkânlardan oluşan bu bölüm Salamis'in hem toplantı hem de alışveriş merkezi olduğu olan agorasıdır. İmparator Augustus devrinde restore edildiği kazı alanında bulunan Latince bir kitabeden anlaşılmaktadır. Agoranın her iki yanındaki sütunlu revaklar güneş ve yağmurdan koruma vazifesi görüyorlardı. Bunlardan sadece biri ayakta kalabilmiştir.

Zeus Sunağı;
Salamis şehrinin ana tapınağı olabileceğine inanılan bu yapının az bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Agora'nın güney ucunda bulunan tapınağa, basamaklarla ulaşılmaktadır. Yapılan kazılarda ele geçen bir kitabede mabedin İmparator Augustus'un karısı Livia şerefine Zeus Olympios'a ithaf edilmiş olduğu belirtilmektedir.

Nekropol;
Enkomi bölgesinden Salamis ormanının batı ucu ve Aziz Barnabas Manastırına dek yaklaşık olarak 4 mil karelik bir alana yayılmış durumdaki mezarlık Salamis Nekropol'üdür. Kazılarda açığa çıkarılan mezarlar arasındaki bazı mezarlar gerek yapıları ve gerek zengin buluntularından dolayı Kral mezarları diye adlandırılmıştır. Başlıca mimari özellikleri, mezar odası önünde yer alan geniş, uzun ve meyilli alanlardır. Cenaze arabasını çeken atların ölünün şerefine kurban edildiği burada, yağ, şarap veya bal dolu küpler sıralanmaktadır. Araştırmalar mezarların M.Ö. 8. yüzyılda yapıldıklarını ve M.S. 4. yüzyıla değin kullanıldıklarını gösterir. Özellikle 47, 50 ve 79 nolu kral mezarlarında zengin buluntulara rastlanmıştır. Bunlardan 50 nolu mezar, Aziz Catherine'e adanan küçük bir kilise olarak da kullanılmaktadır. Hristiyanlık dinini benimseyen Aziz Catherine'in Salamis yöneticisi dayısı tarafından buraya hapsedildiğine inanıldığından, Aziz Catherine Hapishanesi olarak da anılmaktadır. Yapılan kazılarda, mezarların içinde çeşitli çanak, çömlek, tunç ve fildişi nesneler ve kurban edilmiş atların iskeletlerine rastlanmıştır.

Cellarga Toplu Mezarları;
Salamis Nekropolü'nun bir bölümünü oluşturan bu toplu mezarlar, Kral mezarları olarak adlandırılan bölümün yaklaşık 500 m güney doğusunda yer alır. Dönemin yoksul halkına ait olan toplu bir mezar alanıdır. Yaklaşık 120 tane mezar tespiti yapılmış olan bu alanın M.Ö. 8. yüzyıl ve M.Ö. 4. yüzyıl arasında kullanıldığı tespit edilmiştir. Girişleri iri taş levhalarla kapanan mezarların önünde, kayaya oyulmuş basamaklar göze çarpar. Zamanla dolan mezar alanında ilk yapılan mezarların çeşitli yerlerine baca şeklinde alanlara sahip mezarlar açılmış, M.Ö. 4. yüzyıldan sonra ise kullanılmamaya başlanmıştır. Mezarların önlerinde yakılan ateşlerin külleri içinde karşılaşılan, hayvan, heykel, çanak çömlek kalıntıları buralarda kurban törenleri ve ziyafetler yapıldığı izlenimini vermektedir.

Nikokreon Anıtı;
Salamis Nekropolü yer alan bu anıtın Salamis'in son kralı Nikokreon adına inşa edilmiş olabileceği düşünülmektedir. Kaynaklara göre son kral Nikokreon, Phtolemeos'a teslim olmaktansa intihar etmeyi yeğlemiş, karısı da ailesini öldürüp, sarayı yaktıktan sonra intihar etmiştir. Kademeli basamaklarla çıkılan platformun ortasında bir ocak ve bunun içinde o döneme ait demir çubuk, taş ve topraktan heykeller bulunmuştur. Bulunan bu az pişmiş topraktan yapılmış heykeller, geç devre ait Klasik Yunan heykel sanatı özelliklerini taşımaktadırlar.

St. Barnabas Kilisesi
Barnabas ya da Barnaba (YunancaΑπόστολος Βαρνάβας - Apostolos Varnavas), Havariler Çağı'nda Pavlus'la anlaşmazlığa düşmüş Hristiyan azizi.
Levi Kabilesi'ndendir ve KıbrıslıdırPavlus'a, Kıbrıs ve Anadolu'ya düzenlenen 1. Misyon Gezisi'nde eşlik etmiştir. Kıbrıs Kilisesi'nin kurucusudur. Kıbrıs'ta öldürüldüğüne inanılır. Her yıl 11 Haziran, "Aziz Barnabas Günü" olarak kutlanır.
Havari Petrus'un akrabası olan, incil yazarlarından Markos'un arkadaşı idi. 1. Misyon Gezisi'ne Pavlus'la birlikte çıktılar. Sonra yolları ayrıldı. Sünnet geleneğini savundu, Pavlus'un yeni yorumlarını kıyasıya eleştirdi. Gezi anılarını kaleme alan Luka, anlaşmazlık sonrasında Pavlus'un tarafında kaldı.


Barnabas İncili

Kanonik incillerden başka Barnabas'a atfedilen ve muhtemelen 16. yüzyılın son çeyreğinde bir Müslüman tarafından yazılmış düzmece bir incil bulunmaktadır.

St. Barnabas kimdi?
St. Barnabas Yahudi’ydi ve Salamis’liydi. Joseph olarak doğmuştur, hukuk okumak için Kutsal Topraklara gitmiştir ve burada Pavlus ile tanışmıştır. Barnabas, Kudüs’te dini eğitim alırken İsa’nın bazı mucizelerine tanıklık etmiştir ve M.S. 33 yılında Hristiyanlık inancını benimsemiştir. Erken dönem kilisesinden kendisine miras kalan aile mallarını Kudüs’teki yoksul insanlara dağıtmıştır.
Salamis Başpiskoposu olmuştur ve M.S. 45 yılında Kutsal Topraklardan Kıbrıs’a döndüğünde İsa Mesih hakkında öğretiler sunan bir vaiz olmuştur. John Mark ve Pavlus ile birlikte büyük Yahudi topluluğunu Hristiyanlığa geçirmek için çaba göstermişlerdir, ancak bu çaba başarıyla sonuçlanamamıştır. Yine de Barnabas, adanın Roma valisi Sergius Paulus’u o kadar etkiledi ki, kendisi Hıristiyan olmuştur ve Kıbrıs Hıristiyan bir hükümdara sahip ilk küresel bölge haline gelmiştir.
M.S. 75 yılında adaya ikinci bir ziyaret sırasında, Barnabas tutuklanmıştır ve bir Salamis sinagoguna hapsedilmiştir, aynı günün gecesi, bir grup Suriyeli onu taşlayıp naaşını denize atmıştır.
Ancak John Mark ve diğer takipçileri Barnabas’ın kalıntılarını geri almışlardır ve onu gizlice Salamis mezarlığının batısındaki keçiboynuzu ağacının altındaki bir mezara gömmüşlerdir ve John Mark, Barnabas’ın göğsüne Matta İncili’nin bir kopyasını yerleştirmiştir. Aziz Barnabas’ın mezarı, M.S. 5. yüzyıla kadar 400 yıldan fazla bir süre boyunca keşfedilememiştir. 

Günümüzde Mezarlık
Uzun zamandır kayıp olan mezarın yerini gördüğü bir rüyadan sonra Kıbrıs Başpiskoposu Anthemios tarafından M.S. 480 yılında keşfedilmiştir. St. Barnabas bir St. Matti İncili’ni elinde tutarken bulunmuştur, bu durum Piskopos tarafından mucize olarak değerlendirilmiştir. Bizans İmparatoru Zeno’ya İncil hediye etmek için bugün Türkiye’de İstanbul olarak adlandırılan imparatorluğun başkenti Konstantinopolis’e doğru yola çıkmıştır.

Bu armağandan memnun olan Zeno, Kıbrıs’taki kiliseye usulüne uygun olarak özerklik vermiş ve mezarın bulunduğu yerdeki görkemli bir kilisenin inşasını finanse etmiştir, ancak kilise 7. yüzyılda Arap saldırılarıyla vahim şekilde zarara uğramıştır ve günümüze yalnızca doğu kısmında kalan orijinal apsis kalmıştır. Merdivenler, bu devasa mezarlığın bir parçası olan yeraltı mezarlığına inmektedir.
St. Barnabas Manastırı bugünkü haliyle 18.yüzyılda Bizans kilisesinin orijinal kalıntıları kullanılarak inşa edilmiştir. Üç kubbeli olarak inşa edilmiştir ancak temeli sağlam olmadığı için ve toprağının yumuşak olması sebebiyle kubbelerden biri ve bir apsisi çökmüştür. Onarım yapıldığında, üçüncü kubbede herhangi bir değişiklik yapılmamıştır, bu da kilisenin alışılmadık bir kare görünümüne sebep olmuştur. Kilisenin içinde, Piskopos’un rüyasını, bedenin keşfini ve İncilin İmparator’a hediye edilmesini gösteren bir fresk görülebilmektedir.

Bir zamanlar Kıbrıs Ortodoks kilisesinin merkezi olan bu manastır hala iyi durumdadır. Kilisenin dışında, bir zamanlar manastırda dua etmek için gelen rahip ve hacıları ağırlayan binalarla çevrili bir avlu bulunmaktadır.  
Yıllar geçtikçe, yerleşik keşişlerin sayısı azalmıştır ve 1950’li yıllarda yalnızca 1917’den beri kendilerini kiliseye adamış sadece üç kardeş kalmıştı. Onlar kilisenin bakımını üstlenmişlerdir ve hatta 1958’de bir çan kulesi bile inşa etmişlerdir. Zamanlarının çoğunu günümüzde sergilenmekte olan fresk ve simgelerin çoğunu boyamak için harcamışlardır.  
İkon müzesi, Kuzey Kıbrıs’taki Tunç Çağı ve Erken Demir Çağı antikalarının en iyi koleksiyonlarından biri de dahil olmak üzere, hala kutsallık ve barış havasını muhafaza eden pek çok sanat eserine ev sahipliği yapmaktadır. Arkeoloji müzesi de tarihi antik Mısır’dan etkilenen bir tarihe dayanan yakındaki antik Tuzla kentine ait kalıntılara ev sahipliği yapmaktadır.
Kilisenin ötesinde, özellikle 11 Haziran Aziz bayramı gününde ziyaretçilerin saygılarını sunmak için akın ettikleri mezar alanının üzerine 19. yüzyılda küçük bir mozole şapeli inşa edilmiştir.

Aynı zamanda içinde küçük bir hediyelik eşya dükkânı ve atıştırmalıkların satıldığı kafe bulunan manastır ve müzede genellikle ücretsiz turlar sunan bir rehber bulunmaktadır.
 

Lala Mustafa Paşa Camii (Mağusa)

 
Lala Mustafa Paşa Camii. Orijinal ismi Aziz Nikolas Katedrali olan eski bir Katolik mabedidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'nin en büyük iki camisinden biridir. 1328'de katedral olarak açılmış ve 1571'de Osmanlı Devleti tarafından bölgenin ihtiyacını karşılamak için camiye çevirilmiştir. Kıbrıs Fatihi olarak anılan Lala Mustafa Paşa'nın adını almıştır.
Başlangıçta Latin St. Nikolas Katedrali ve daha sonra Gazimağusa Ayasofya Camii olarak bilinen Lala Mustafa Paşa Camii, Gazimağusa’nın en büyük orta çağa ait binasıdır ve halen Yakın Doğu’da hayatta kalan en etkileyici Frenk binalarından biridir.
Gazimağusa’nın en etkileyici binası olan bu gotik mimariye sahip güzel Katolik Katedrali Lüzinyan döneminde inşa edilmiştir ve St. Nikolas’a adanmıştır.

Erken Tarih
Lüzinyan hanedanı, 1192 ile 1489 yılları arasında Kıbrıs Kralları olarak hüküm sürmüştür ve özellikle Gotik mimarideki gelişmeler başta olmak üzere en son Fransız mimari zevkini beraberinde getirmiştir.
Muhtemelen Fransız Jean Langlois tarafından tasarlanan ve daha önce bir kilise olan kalıntıların üzerine yapıldığı düşünülen katedral, 1298’den 1312’ye kadar inşa edilmiştir ve 1328 yılında kutsanmıştır.
1372 yılında, Lüzinyanlılar Lefkoşa’daki Ayasofya Katedrali’nde Kıbrıs Kralları olarak taçlandırılacak ve ardından Gazimağusa St. Nikolas Katedrali’nde Kudüs Kralları olarak taçlandırılacaktı.
Bu bina, Fransa’nın dışında oldukça nadir bulunan Rayonnant Gotik tarzında inşa edilmiştir. Fransa ile Kıbrıs arasındaki tarihi bağ, Notre-Dame de Reims gibi ilkFransız örnekleri ile olan paralellikleriyle kanıtlanmıştır. Gerçekten bu benzerlik o kadar fazladır ki bina “Kuzey Kıbrıs’ın Reims’i olarak adlandırılmıştır. Tarz bakımında aynı zamanda Lefkoşa’daki Ayasofya’ya ve Girne manzaralı Bellapais Manastırına da benzemektedir.
Yapıda üç kapı, koridorlar üzerinde ikiz kuleler ve Haçlı mimarisine ait tipik düz bir çatısı bulunmaktadır. 1473 ve 1474 yıllarında son iki Lüzinyanlı hükümdarlar olan Kıbrıs Kralı II. James ve oğlu III. James dahil olmak üzere birçok kraliyet üyesinin naaşı burada gömülmüştür. Ve bu katedralde II. James’in dul eşi Caterina Cornaro, Venediklilerin baskısına boyun eğerek kraliyet haklarından feragat etmiştir ve 1489 yılında Kıbrıs’ı Venedik yönetimine teslim etmiştir.
1480 yılından bir süre sonra, katedralin güneybatı köşesine Loggia Bembo olarak bilinen bir toplantı odası eklenmiştir. Mermer üzerine ince sütunlar ile özenle kalıplanmış girişiyle dikkat çeken katedral, uygun ölçüde mimari bir tarza sahiptir. Bazıları Kıbrıs’ta önemli pozisyonlarda bulunan Bembo ailesi ile olan ilişki, binadaki hanedan armalarıyla gösterilmektedir. Loggia’yı geliştirmek için, muhtemelen Salamis’ten getirilen mermerden geç antik parçalar girişin her iki tarafına koltuk olarak yerleştirilmiştir.

Osmanlı Hanedanı
Katedralin iki kulesinin üst kısımları meydana gelen bir depremden oldukça etkilenmiştir ve Osmanlı fethi sırasında fena halde zarar görmüştür. Ağustos 1571’de Venedikliler yenilgiye uğratılarak Gazimagusa düşürülmüştür. Kıbrıs Osmanlı kontrolüne geçince katedral bir mihrap ve minare eklenerek camiye dönüştürülmüştür ve Gazimagusa Ayasofya Camii olarak adlandırılmıştır.
İslamiyet kuralları çerçevesinde caminin içindeki tüm insan resimleri kaldırılmıştır ve duvarlardaki resim ve freskler sıva ile kaplanmıştır bu sebeple altında hangi hazinelerin saklı kaldığını kimse bilememektedir. Bazı mozaik camlar şeffaf cam ile değiştirilmiştir ve tüm camilerde olduğu gibi, kilisenin zemini bir halı ile kaplanmıştır ve bazı mezar taşlarının bugüne kadar kalma ihtimali halen devam etmektedir. Günümüzde hala kuzey koridorunda birkaç mezar tespit edilebilir.
Ancak mimarisi tamamen bozulmadan kalmıştır ve cami olarak kullanıldığı için çoğu Avrupa katedralinde yapılan Barok eklemelerinden ve 19. yüzyıl restorasyonlarından uzak kalmıştır. Böylece bina hala saf Gotik mimarinin nadir bir örneğidir.
İsmi, Lefkoşa’daki kardeşi gibi adının değiştirildiği 1954 yılına kadar kullanılmaya devam etmiştir, 1570 yılında Osmanlıların Kıbrıs’ı fethinde Venediklilere karşı orduları yöneten Osmanlı İmparatorluğu’nun Büyük Vezirinin adı olan Lala Mustafa Paşa’nın adını alarak günümüze Lala Mustafa Paşa Camii olarak gelmiştir.

Görülecek Yerler
Camiye dönüştürülen katedralin ana girişi batı ucundadır ve şehir merkezinde bulunan büyük anıtın olduğu ünlü Namık Kemal meydanının doğu tarafında yer almaktadır.
Bal rengi taştan yapılmış katedralin ön cephesi, Gazimağusa’nın dar sokaklarından çıktığı için etkileyici bir manzara oluşturmaktadır. Batı cephesinde merkezi diğerlerinden daha geniş olan üç sığ verandası bulunmaktadır.
Her birinin üstünde bulunan sütun tabanının büyük olasılıkla Paris’te bulunan Notre Dame kilisesinde olduğu gibi İncil Azizlerinin taş heykelleri için yapılmış olduğu varsayılmaktadır. Bu dini mimari tarzı ‘Dekoratif Dönem’ olarak bilinmekteydi.
Orta veranda üzerinde dekoratif mimari bir çizim ile büyüleyici altı ışık penceresi bulunmaktadır ve üzerinde dönemin kilise yapılarının ortak bir özelliği olan bir gül penceresi bulunmaktadır, bunun benzer bir örneği de Bellapais Manastırı’ndaki refraktör de görülebilmektedir. Verandaların üzerinde oyulmuş çeşitli taş işçilikleri oldukça etkileyicidir. Yan kapılar uzun çift ışıklı camlarla kaplıdır.
Katedralin iç kısmı, elli metre uzunluğu ve yirmi metreye yakın genişliğiyle hoş bir sadeliğe sahiptir. Her iki tarafta da kemeri destekleyen altı sütun bulunmaktadır. Duvarlar, taş işçilikleri de dahil olmak üzere beraber temizlenmiştir. Transeptsi olmayan bu yapıda iki yan koridoru ve üçlü apsisi olan bir nef bulunmaktadır, bu nefte Lüzinyanlılar Kıbrıs Kralları olarak taçlandırılmıştır. 
Güney ve kuzey kanatlarına iki şapel eklenmiştir. 1311’de inşaatın ilerlemesini kaydeden ve payandalar ve güney kapının üzerine yapılmış benzersiz bir yazıt bulunabilir.
Tüm zemin kuzey apsiste bulunan küçük bir kısım hariç halıyla kaplanmıştır, bu apsiste 1365 yılında denizdeyken üşüttüğü için hayatını kaybettiği söylenen Diocese of Famagusta Itier of Nabinaux’un na’şının bulunduğu yer olan mezar taşları bulunmaktadır.  Osmanlı fethinden sonra döşeme taşlarının altına gömülmüş diğer kalıntıların olduğuna inanılmaktadır, ancak günümüzde halıların altında ne kalıntıların olduğu bilinmemektedir.
Dış mekânın en göze çarpan özelliği ikiz çan kuleleridir. Bir zamanlar güzel pencereleri vardı, ancak artık mimarisi hemen hemen yok olmuştur. Kulelerin sadece alt kısımları günümüze kadar kalabilmiştir ve kuzey kulesinin tepesinde ince bir minare yer almaktadır. Yakından bakınca Osmanlı kuşatmasının neden olduğu hasarı görebilmektedir. Doğu Akdeniz’de alışıldığı gibi çatı yapısı düzdür.
Kilise avlusuna, Kıbrıs adasında yaşayan en eski ağaç olan eski bir Ficus Sycomorus ağacının gölgesi düşmüştür. Katedral caminin önündeki alan yayalara açılmıştır ve açık alandaki kafeler boş zamanlarında manzarayı hayranlıkla izleyebileceğiniz ve bir öğlen yemek yiyebileceğiniz güzel bir seyir alanı sağlamaktadır.
Ünlü St. Nicholas Katedrali, İngiliz yazar Victoria Hislop tarafından yazılan Sunrise ve İtalyan yazar Silvia Di Natale tarafından yazılan Kuraj da dahil olmak üzere çeşitli edebiyat eserlerinde boy göstermektedir. Bu cazibesiyle bu yapı Kuzey Kıbrıs ziyaretinizde görmeniz gereken yerlerden biridir.

Tarih

Erken Dönem
Fransız Lüzinyan hanedanı, 1192'den 1489'a kadar Kıbrıs Kralı olarak hüküm sürdü ve onların döneminde inşa edildi.Katedral, 1298'den 1312'ye kadar inşa edildi..Lüzinyanlar, Lefkoşa'daki St. Sophia Katedrali'nde (şimdiki adı Selimiye Camii) Kıbrıs Kralı olarak taçlandırılacak ve ardından Gazimağusa'daki St Nicholas Katedrali'nde Kudüs Kralı olarak taçlandırılacaktı.Bina, Fransa dışında oldukça nadir bulunan Rayonnant Gotik tarzında inşa edilmiştir.1480'den bir süre sonra, Loggia Bembo olarak bilinen bir toplantı odası katedralin güneybatı köşesine eklendi.

Osmanlı Dönemi;
Venedikliler'in yenilmesi ve Ağustos 1571'de Gazimağusa'nın düşmesi ile Kıbrıs Osmanlı kontrolüne girmiş ve katedral camiye çevrilerek "Mağusa Ayasofya Cami" olarak değiştirilmiştir.Caminin gotik yapısı korunmuştur ve kuzey koridorda birkaç mezar hala tespit edilebilmektedir.

Günümüz;
1954'te, 1570 Osmanlı fethinin komutanı olduktan sonra Lala Mustafa Paşa Camii olarak yeniden adlandırıldı.


Vatan Şairi Namık Kemal Zındanı & Müzesi

Gazimağusa’da tarihi bir yapı olmakla birlikte kıymetli Türk yazar Namık Kemal’in geçici meskeni olarak bilinmektedir.

Türk edebiyatının Shakespeare’i olarak bilinen Kemal, hayatının 38 ayını 1873-1876 yılları arasında bu binada geçirmiştir.

Potansiyel bir devrimci ve tehdit olarak görülen Kemal, 9 Nisan 1873’te İstanbul’daki Gedik Paşa Tiyatrosu’nda, Silistre Kuşatması merkezli bir drama olan ‘Vatan yahut Silistre’ adlı oyununun ilk gösteriminden kısa bir süre sonra Sultan Abdülaziz tarafından sürgüne gönderilmiştir. Oyun, milliyetçilik ve liberalizmi teşvik ettiği için Osmanlı hükümeti tarafından tehlikeli kabul edilmiştir.

Kemal’in sürgün edildiği binanın bulunduğu yer aslında Venedik Palazzo del Proveditore’nin bir parçasıydı ancak şu anda bulunduğu kodes, Osmanlı döneminde yıkık sarayın bir köşesinde inşa edilmiştir.

Binanın iki zıt katı vardır – alt katında Osmanlı öncesi Lüzinyan mimarisi, üst katı ise belirgin bir şekilde Osmanlı tarzındadır. Bina L şeklinde olup alt kat kesme taştan yapılmışken, üst kat çıta ve alçı kullanılarak inşa edilmiştir.

Sadece bir kubbeli tavanıyla birlikte zemin kat dikdörtgen şeklindedir ve Venedik Sarayı’nın avlusuna açılan düşük kemerli giriş kapısı ve demir parmaklıklı penceresi vardır. Zindan olarak tanımlansa da yeraltında değildir.

Namık Kemal Magusa’ya geldiğinde ilk olarak zemin katta kalmıştır. Sonradan bulunan daha ayrıntılı notlarında, ilk hücre çok karanlık ve yaşamak için uygun olmayan bir yer olarak tanımlamıştır. oda gerçekten on metrekarenin biraz üzerindedir ve odada mobilya yer almamaktadır.

Bir süre sonra Kıbrıs Valisi Veysi Paşa’nın izniyle üst kata nakledilmiştir. Binanın yan tarafındaki dik taş merdivenler, iki büyük penceresi, ön tarafa inişi ve mermer zemini olan bu kata çıkmaktadır. 

Abdülaziz tahttan indirildiğinde, Namık Kemal V. Murad tarafından affedilmiş ve 29 Haziran 1876’da İstanbul’a dönmüştür. Namık Kemal, Gazimagusa zindanında ‘Gülnihal’ ve ‘Akif Bey’ oyunlarını kaleme almıştır. 

Zindanın doksanlı yıllardaki restorasyonu, sonradan kıymeti bilinmiş yazarla ilgili pek çok eşyayı ve belgeyi barındıran bir müze olarak kullanılmasına müsaade etmiştir.

Aynı zindan, söylentilere göre Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz yetkililer tarafından da kullanılmıştır.

Namık Kemal’in bronz bir büstü, zindan karşısında, kendi adını taşıyan meydana bakmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Namık Kemal’in eserlerine önemli bir ilham kaynağı olmasıyla yaptığı göndermeler gibi, yazar bugün de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki pek çok kişi için edebi kahraman statüsünde yer almaktadır.

Enkomi Harabesi

Bu antik şehir, MÖ 2000’lere dayanan geçmişiyle adanın ilk başkenti olarak düşünülen bir alandır.

Aynı zamanda Alasiya olarak adlandırılan Tuzla, Gazimagusa’nın kuzeyinde yer alan Tuzla köyünün yakınında yer almaktadır.

Kazılar, şehrin önceleri Mısır etkisinde olduğunu daha sonra surlarla çevrili büyük ticari bir şehir olan Miken etkisinde olduğunu göstermektedir.

Asıl yerleşim, Kıbrıs’taki en uzun dere olan Kanlı Dere’nin kuzey kıyısındaki Tuzlanın batısındaki kayalık platoda kurulmuştur. Bakır madeni, eritilip ihracat için sevk edildiği Tuzla’ya taşınmıştır. Bu dönemde, nehir deniz taşıtlarının seyrine elverişliydi ve Tuzla da bir limandı.

Metalürjik teknikler, Pharaoh ve Alasiya Kralı arasındaki bağlantının ortaya çıktığı Geç Tunç Çağı’nda devam etmiştir.  Alasiya’nın Tuzla’ya bölge olarak mı yoksa tüm Kıbrıs olarak mı tekabül ettiği net değildir ancak Alasiya’nın Suriye ve Anadolu Bölgesine önemli bir bakır tedarikçisi olduğu ortaya çıkmıştır ve buradaki kazılar metalürjinin yer aldığı şehirdeki birkaç bölgeyi ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, bu isim metinlerde Mısır, Hitit, Akad, Miken ve Ugar dillerinde de bulunmuştur.

Günümüzde, şehrin ancak MÖ 1200’lı yıllarda “Deniz İnsanları” olarak bilinen Doğu Anadolu, Suriye, Filistin, Kıbrıs ve Mısır’ı Tunç Çağı’nın sonuna kadar işgal eden agresif denizciler tarafından tahrip edildikten sonra tekrar yapılandırılmasından kalan kalıntılar görülebilmektedir.

İlk dönemlerde şehir geçici temeller üzerine inşa edilmiştir ancak işgalin ardından yeni şehir, uzun doğu-batı yönlü meydanları ve görkemli ana caddesiyle daha sağlam temeller üzerine inşa edilmiştir.

Burada yerleşim, önce MÖ 1075 yılında meydana gelen deprem ve sonra Kanlı Nehir’deki limanın alüvyon dolduğu yaklaşık MÖ 1000 yılına kadar devam etmiştir. Tuzla şehri geriledikçe, yakınındaki Salamis şehri git gide gelişmeye başlamıştır ve Tuzla’da yaşayan son yerleşimciler de buraya göç etmiştir.

Günümüzdeki kalıntılar eski görkemine asla erişememiş şekilde yeniden inşa edilen şehirden kalmıştır. Bu alanda çoğu 1896 yılında British Museum tarafından yapılan adadaki ilk keşif kazısı olan Kıbrıs Turner Bequest kazısında ortaya çıkan malzemeler bulunmuştur.

Şehrin kuzey güney yönlü ana caddesinin batı yakasında, tören binaları olduğu düşünülen kalıntılarda iki adet bronz tanrı heykeli bulunmuştur. “Boynuzlu tanrı” olarak adlandırılan bronz heykel Hitit sanatı etkisini ortaya çıkarmaktadır ve boynuzlu bir başlık giyen tanrı muhtemelen Apollo’yu tasvir etmektedir. “Külçe tanrı” olarak adlandırılan heykel ise boynuzlu konik bir şapka ve zırh giyen, kolunda siper ve mızrak tutan ve saklanmış şekilde bir minyatür külçede oturur pozisyondadır.

Bir diğer görülmeye değer eser ise “Enkomi Kupası”dır, bu kupanın savat işi olduğu ve bu tekniğin ilk ürünlerinden biri olduğu iddia edilmektedir. Bu teknikte genellikle sülfür, bakır, gümüş, kurşun ile siyah bir karışım elde edilmektedir ve genellikle gümüş gibi işlenmiş bir metal üzerine kakma olarak uygulanmaktadır.

Londra’da yer alan British Museum’a getirilen 1800 obje veya parçadan oluşan koleksiyonun büyük bir kısmı Kuzey Kıbrıs’ta yer alan Geç Tunç Çağı şehri Tuzla’dan gelmiştir.

Bölgedeki diğer önemli alanları ziyaret ederken durup kesinlikle görmeniz gereken bir yerdir.

Othello Kulesi

Othello Kulesi olarak da bilinen bu ünlü yapı, aslında Gazimağusa’nın limanını korumak için hendeklerle kuşanmış bir kale olarak inşa edilmiştir ve o dönemde şehre ana giriş buradan sağlanmaktaydı.

William Shakespeare’e İlham Kaynağı…

Başlangıçta Liman Kalesi olarak adlandırılan bu yapı, 14. yüzyılda Kıbrıs Krallığı’nı yöneten Lüzinyanlar tarafından inşa edilmiştir ve kraliyet ailesi üyeleri ve hizmetkarlarının burada yaşadıklarına inanılmaktadır.

İnşasından önce, Tire Prensi tarafından 11. yüzyılın sonlarında inşa edilen alanda bir kule ve surlar bulunmaktaydı.

Venediklilerin Yaptığı Değişiklikler

Kıbrıs Venedik Cumhuriyeti tarafından ele geçirildikten sonra, Venedikliler kalenin yapısını tamamen değiştirerek askeri kale haline getirmişlerdir. Venedikliler, kaleyi ana şehir duvarlarına dahil ederek kasabanın savunmasını büyük ölçüde güçlendirmiştir ve kuleyle olası düşman saldırılarına karşı limanın korunması sağlanmıştır.

Kalın duvarlar elden geçirilip güçlendirilirken, bu orta çağ kalesinin dikdörtgen kulelerinin yapıları, top ve barut gibi modern ağır toplara daha uygun olması için dairesel hale getirilmiştir çünkü bir saldırı durumunda, dairesel olmayan bir kulenin köşeleri kolayca silah ateşi tarafından tahrip olabilmekteydi. Yani Venedikliler bu kuleyi ele geçirdiğinde onu, askerlerin kalabileceği korunaklı bir kale haline çevirmiştir. Ayrıca 1566 yılında hapishane olarak kullanıldığı da bilinmektedir.

Bu değişikliklerden sonra, 1492’de Venedik’in koruyucu azizi kanatlı St. Mark Aslanının mermer levhası,  kalenin ana girişinin üzerine kazınmıştır. Aslanın yerdeki ön pençeleri Venedik’in kara gücünü temsil ederken, denizdeki arka pençeleri ise deniz imparatorluğunu temsil etmektedir.

Kaleye yapılan değişiklikleri yöneten Venedikli Kaptan Nicolao Foscareno’nun adı da yazıların arasında yer almaktadır. Daha sonra kaleye, şehrin büyük bir kısmını yenilemekten sorumlu Venedikli inşaat mühendisi Giovanni San Michele’in adı verilmiştir.

Görülmesi Gereken Yerler

Bu heykelin altındaki giriş kapısı Kıbrıs’ta hayatta kalan en eski ahşap kapılardan biridir.

Kalenin avlusuna girerken, yerde 400 yıldan fazla tarihi olan antika toplar ziyaretçileri karşılamaktadır. Bronz silah, geçen yıllara rağmen mükemmel durumda kalmıştır ve Osmanlı dönemi sonrasına ait namlu halkaları olan bu silahın İspanyol kökenli olduğuna inanılmaktadır. Yol boyunca ilerlerken, kalenin çalkantılı tarihinin kalıntılarını oluşturan çeşitli demir top mermilerine ya da mancınıklara şahit olacaksınız.

Orta avlunun bir tarafında, Lüzinyanlılar tarafından yemek odası olarak kullanılan, tarihi 1300 yılına kadar dayanan, muhteşem Gotik tarzı kirişlerle desteklenen, otuz metreye yakın büyük bir tonozlu oda olan Büyük Salon bulunmaktadır. Bu büyük odada dekoratif duvar halılarını tutan ahşap çiviler hala duvarlarda görülebilmektedir.

Dikdörtgen avlunun kuzeyinde ve güneyinde Lüzinyanlar tarafından yurt ve yemekhane olarak kullanılan, MS 1300 – 1310 yılları arasında inşa edilmiş olukları olan beş adet tonozlu oda bulunmaktadır.

Avludan mazgallı sipere doğru giderken hem eski hem de modern limanların büyüleyici manzaraları görülmektedir. Modern gemiler, hala MS 1300-1400 yılları arasında Gazimagusa’nın altın çağından bu yana aynı liman girişini kullanmaktadır. Eski zamanlarda limanlarda, düşman gemilerinin girmesini önlemek için su üzerinde uzanan büyük bir demir zincir  bulunmaktaydı ve ziyaretçiler, zincir kulesinin bulunduğu bir burun üzerinde kaya kümesini görebilmektedir. Girne Limanı’ndaki zincir kulesi bugün hala ayakta durmaktadır.

Kalenin kendisi, ağır silahların muhafaza edildiği odalara giden koridorların bulunduğu kulelerden oluşmaktadır. Bunlar, savaş zamanlarında askerlerin kalede hızla yolunu bulabilmelerini sağlamaktaydı. Osmanlı kuşatması sırasında, Venedikli tüccarların servetlerini buraya sakladıkları ve tünelleri kapattıklarına dair söylentiler bulunmaktadır ve Venediklerin şehirden ayrılmalarına izin verildiğinde, bu hazineler geride kaldığı ve günümüze kadar burada saklı kalmış olduğu söylenmektedir.

Duman deliklerinin ve tabanca deliklerinin açıkça görülebildiği yuvarlak kulelere erişebilmeniz mümkündür.

Othello’yu ziyaret edin

Othello Kulesi’nin çevresindeki derin hendekler sayesinde  kuleye saldırmak neredeyse imkansız olduğu için “geçilmez kale” olarak bilinmekteydi. Shakespeare’in 1603’te trajedi türünde yazdığı Othello oyunu, Kıbrıs liman şehrinde can bulmuştur ve büyük oyun yazarının eserin ismini bu ünlü kaleden adını aldığına inanılmaktadır.

Bu kale 2014 yılında restorasyona girmiştir ve 3 Temmuz 2015 tarihinde yeniden açılmıştır. Muhteşem mimarisinin yanı sıra, kentin üzerindeki kulenin tepesinden, Lala Mustafa Paşa Camii’nin merkeze hakim olduğu güzel manzarası oldukça büyüleyicidir.

Yapının içindeki Venedik ve Lüzinyanlı mimarisinin karışımı, ziyarete gelip görmeye değerdir ve her taşın bu antik kalede farklı bir hikayesi bulunmaktadır ve Gazimağusa’da gezerken her birini görmeye zorunda hissedeceksiniz.

Şanslıysanız, avluda veya tonozlu salonda sergilenen bir etkinlik veya performans sanatına denk gelebilirsiniz bu sebeple Kuzey Kıbrıs etkinlik takvimini takip etmenizde yarar vardır.